Gördüğün bir bulut mu?

Gördüğün bir bulut mu ? 

Gördüğün bir bulut mu yoksa bunlar ancak bir fotoğrafla erişilebilen anlar mı? 

Benjamin’e göre anılar kriz anlarında iflas eder. Çocukluk anılarına ilişkin metinlerinde zaman kaymasının yaşandığı tekinsiz anlara işaret eder-bunlar ancak bir fotoğrafla erişilebilen anlardır. 1932’de yazdığı Berlin Günlüğü’nün iki ayrı yerinde, unutulmuş geçmişin şimdiye hücum etmesi üzerine düşüncelerini dile getirir. Bunlardan ilki, magnezyum alevine benzer bir şeyin bir görüntü ya da durumu- Benjamin’in örneğinde bir odayı- belleğe sanki bir fotoğraf levhasıymış gibi kalıcı bir şekilde nakşettiği o açıklanamaz anları tasvir eder. Bir zaman sonra, söz konusu görüntü bir anda bilincin görüş alanında belirir.  

                                                                        Walter Benjamin / Fotoğraf Yazıları / Sf:45

Bu sabah uyanır uyanmaz her zaman olduğu gibi yine gökyüzüne bir selam çakarken düşünüyordum . Bana tarifsiz keyif veren mavi gökyüzü mü , bulutlar mı , yeşil bahçeler mi ya da en gerideki neşeli neşeli dönen rüzgar gülleri miydi? Hepsi birden belki de.. Sonra beni başka bir ana götürdü bu düşüncem. 

Onu anlatacağım ama önce Benjamin’in örneğini alayım şuraya ;

Kendisi altı yaşındayken, babasının bir gece ona iyi geceler dilemek için odasına gelişini anlatır. Babası bir akrabanın öldüğünü söylemek için odada bir süre oyalanır. Küçük çocuk yaşlı bir akrabasına ilişkin bu habere kayıtsızdır. Babanın kalp kriziyle ilgili aktardığı bilgileri özümsemeyen küçük çocuk, bunun yerine, baba konuştuğu sırada odadaki bütün ayrıntıları -fotografik biçimde- belleğine nakşeder. Bunu yapmasının sebebi, bir gün yine oraya, o odaya işinin düşeceğini, o anla karşılaşacağını, unutulmuş bir şeyi yeniden canlandıracağını hissetmesidir. Öyle de olur: O an gözünün önünde, aradan yıllar geçtikten sonra (skandal niteliğinde olduğu için)bastırılmış hakikati öğrendiğinde canlanır: Sözkonusu akrabanın ölümünün gerçek nedeni frengidir. 

‘ Belleğin ve fotoğraf makinesinin ayrım gözetmeyen gözleri bilinçli olarak algılanandan daha fazlasını özümser ve bunların hepsini daha sonra incelemek üzere kaydeder.’ diyor Benjamin. ‘ Bir fotoğrafın zamandan bir görüntüyü koparıp sonra onu tekrar dünyaya sunması gibi, bellek de sonradan kavrayış haline gelir.’ Diye devam ediyor bu bölüm.. 

Şu an bulunduğum yerde gökyüzünün daha cömert kendini sunduğu doğrudur ama nerede olursam olayım uyanır uyanmaz  ve yatmadan önce görünen minik bir açıklık da olsa bakmadan duramadığım gökyüzüyle dostluğumun yeni başladığı bir zamanı hatırladım bu sabah . 

Ben de altı yaşlarında falan olmalıyım. Arabayla yolculuk ediyoruz. Anne baba iki çocuk. Altı yaşlarında olduğuma göre üçüncü daha yok meydanda. Yolculuk kalmalı bir bayram için büyükanne evine, bir saat falan sürüyor. Ben asla dayanamıyorum o yaşlarda araba yolculuklarına ..ilk on dakikadan sonra kusmaya başlıyorum her seferinde. Daha sonra düşündüğümde bu kusmaların araba yolcuğundan mı yoksa arabadaki kasvetli havadan mı olduğunu hiç bilemedim ama hep aynı yere giderken oluyormuş gibi bir his var içimde şimdi. O kasvetli hava da daha çok oraya giderken olurdu demek.. 

Aslında gittiğimiz o köy evinde çocukluk anıları diye düşündüğümde çok keyifli anılar da olsa zihnimde,  sonradan anlatılanlarla içime zerk edilen zehirle o tatlı anların bir kısmı silinmiş anlatılanların bir çoğunun maalesef gerçek olduğunun idrakı ile de hepten unutmuştum belki o evde oynadığım oyunları.. Zehrinden arındırıp yeniden parlatıp biriktirmeye çalışıyorum aklıma düştükçe şimdi bazılarını.. Kimseyi dokundurtmuyorum mesela bir masanın altında saatlerce boş ilaç kutularıyla  ya da tezek kokulu bir bahçede karıncalarla oynayan o çocuğa .. 

Gökyüzü diyordum ; arka koltukta uzanıyorum , küçüğüm benden iki yaş küçük olduğu için ikimize de uzanacak kadar yeteri kadar yer olmalı. Kusmamak için mi uzanıyorum yoksa ön koltuktan gelen gergin havayı belki de tartışmaları duymamak için mi onu da bilmiyorum. 

Amerikan filmlerindeki gibi ailecek şarkılar söyleyerek seyahat edilen bir yolculuk  anlatmayı kim istemez diye düşünüyorum şimdi burada J öylesi de vardır belki , onu da parlatıp çıkarırım bir ara bulursam. 

Uzandığım yerden sadece gökyüzü görünüyor. Araba ilerledikçe bir masal da ilerliyor sanki gözümün önünde . Masalın kahramanı yoldaki elektrik direkleri. Uzun elbise giymiş bir kız gibi görünüyor elektrik direkleri gözüme.. Bulutlar tam o zaman devreye giriyor işte! Kızın saçları buluttan..şekilden şekle giriyor araba hızlandıkça. Top gibi kafası oluyor bazen. Kıvırcık top kafalı kız J Hızla değişiyor saç modeli.  Bazen rapunzel gibi oluyor dağilmaya başlayan buluttan geçiyorsak upuzun saçlı benim kız , uzun ama seyrek saçlı. Bulutlar azaldıysa sadece mavi gökyüzü devam ediyorsa kel kalıyor yazık . Üzülüyorum o zaman kıza . Hızlı gitsin araba istiyorum buluta denk gelinceye kadar hızlı gidelim. 

Hızlı gitmişiz ama  iyi ki bir buluta takılmışım , iyi ki dost olmuşum gökyüzüyle diye bitireyim..

Neredeyse iki aydır herkesin gökyüzünü görebileceği halde ( Manhattan’da bir gökdelenin alt katında yaşamıyorsa eğer)  başını kaldırmadan içerinin karanlığında boğulmayı tercih edenleri de düşünmeden edemiyorum onu da diyeyim bitirmeden . 

Onlara da arkadaş olur belki bugünün bulutları . Kaldır başını sen de hadi ! 

03.05.2020 

Çeşme – İzmir