Orta bir ya da ikinci sınıftı sanırım, hani o sayfa kenarlarına, sol kenarlarına, cetvelle kırmızı çizgiler çizip kenar süsleri yaptığımız yıllar . Arkadaşlarımın yaptığı desem daha doğru. Ben o çizgiyi pek güzel çekerdim de bir türlü değişik desenler yapmayı beceremezdim rengarenk kalemlerle. Desenleri mi severdim daha çok renkleri mi hatırlamıyorum ama sonunda kırmızı çizgiyi bi güzel çekip en güzel süs yapan arkadaşımdan rica ederdim bana da yapsın n’oluur ! diye.
Süslerden çabuk pes ettiydim ancak el yazımla bütün yıl uğraşmıştım. Kendime şöyle afili, karakteristik bir el yazısı bulmalıydım. Küçük a’lar kitap baskısı gibi olsun, g’lerin y’lerin kuyruğu da havalı olsundu mesela, he bir de r’ler küçük yazarken de büyük harf gibi olsundu . Bana özel olsundu yazım hiç de sevmemiştim o ilkokuldaki güzel yazı defterini de zaten! Hayır niye öyle şemsiye gibi kıvrılsındı ki  üçüncü çizgiye g’ nin bacağı yani.

     Her yeni defterin o ilk sağ sayfasına dakikalarca dokunup severdim başlamadan önce. O zamanki hatıra defterlerimize yazdığımız “Bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için teşekkür ederim”den başka bir şeydi o sayfa

     Ben hep kendime ayırdım o ilk sayfayı… İlkti, parlaktı, mis gibiydi, altı da kalındı, buruşmazdı hiç yazarken. Ah ! ne güzeldi o ilk sayfa. Sonraki sayfalarda hep öğretmenlerin verdiği ödevler olacaktı nasıl olsa, hele de o sol tarafı defterin, soldaki taraflar hep istenmeyen tarafı olcaktı. Yaz da altı dolsun beklenecekti, altı dolsun da batmasın kalem. Ama o ilk sayfa benim olmalıydı işte. Ne istersem onu yazmalıydım en güzel yazımla.

Kalbim kadar temizdi tabii o da! O zamanlar kalplerin kirlenebileceğini öğrenmemiştim daha…
03.10.2015 ,Marmaris